Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Nükleer santraller

2/8/2007 · Kategori: Bilim > Fizik

 

Nükleer santraller, radyoaktif maddeleri kullanarak, enerji (başka bir deyişle bir enerji türünü başka enerji türüne çeviren) üreten santrallerdir. Çoğu enerji santralleri ısı kullanarak enerji üretimini gerçekleştirler. Radyoaktif maddeler kullanılmasından dolayı diğer santrallerden farklı ve daha sıkı güvenlik önlemlerini, teknolojileri içerisinde barındırır.

Çalışma Prensibi (Yüzeysel)
Enerji kullanılması ile ısıtılan su buharı elektrik jeneratörüne bağlı olan türbine verilir. Su buharı, türbin şaftı üzerinde bulunan binlerce kanatçık üzerinden geçerken daha önce üretilen ısıdan almış olduğu enerjiyi kullanarak (basıç,ısı), türbin şaftını döndürür. Türbinlerin elektrik üretebilmesi için bu türbin şaftlarının dönmesi gerekir. Bu mekanik hareket sonucunda elektrik elde edilir. Jeneratörde oluşan elektrik ise iletim hatları denilen iletken teller ile kullanılacağı yere gönderilir. Türbinden çıkan, enerjisi yani sahip olduğu basın ve sıcaklığı düşmüş olan buhar, tekrar kullanılmak üzere yoğunlaştırıcı (kondenser) denilen bölümde soğutulup su haline dönüştürüldükten sonra, tekrar ısı üretilen bölümüne gönderilir. Yoğunlaştırıcıda soğutma işini yapabilmek için çevrede bulununa deniz, göl gibi su kaynaklarını kullanır.

Santrallerde ki Fisyon ve Reaksiyon
Bir nötronun, uranyum gibi ağır bir element atomunun çekirdeğine çarparak yutulması, bunun sonucunda bu atomun kararsız hale gelerek daha küçük iki ayrı çekirdeğe bölünmesi reaksiyonudur. Fisyon sonucunda ortaya çıkan nötronların, ortamda bulunmakta olan diğer fisyon yapabilen atomların çekirdekleri tarafından yutularak, onları da aynı reaksiyona sokması ve bunun ardışık olarak tekrarlanmasıdır. Bunun sonucunda, ortaya çok büyük enerji açığa çıkar. Kontrolsüz bir reaksiyon çok güçlü ve ölümcül olabilir. (Nükleer Bombalar) Ancak nükleer santralda reaksiyonlar kontrol altında tutulur ve kontrollü bir şekilde gerçekleştirilir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Röntgen

2/8/2007 · Kategori: Bilim > Fizik

 

Temel tanı yöntemlerinden biridir. Kullanılan ışın x-ışınıdır. X-ışınları 1895 yılında Alman fizik profesörü Wilhelm Kodrad Röntgen tarafından bulunmuş ve isimlendirilmiştir. Daha sonra bu ışınlara, keşfinden dolayı, Röntgen ışınları adı verilmiştir.

Roentgen8.gif - 50.70 KB

X-ışınları, bir ucunda radyo dalgaları diğerinde kozmik ışınlar bulunan, içerisinde görülebilen ışığın da bulunduğu elektromanyetik radyasyon spektrumunda yer alır. Hızları ışık hızına eşit olan elektromanyetik radyasyonlar geçtikleri ortama enerji transfer ederler. Enerjileri frekansları ile doğru, dalga boyları ile ters orantılıdır. Boşlukta düz bir çizgi boyunca yayılan bu ışınların şiddetleri, maddeyi geçerken absorbsiyon ve yön değiştirme (saçılma) nedeniyle azalır.

X-ışını, elektrik enerjisinin kinetik enerjiye çevrilmesi ile elde edilir. Şehir şebekesinden alınan alternatif akım, transformatörlerle yükseltilir ve rektifiye edilerek doğru akıma çevrilir. Bu yüksek gerilim, havası boşaltılmış bir cam tüp içerisindeki bir flaman (katot) ile karşısına konmuş anot arasına uygulanırsa, hızla anoda çarpan elektronların kinetik enerjilerinin büyük bir bölümü ısıya, çok az bir bölümü de x-ışını enerjisine dönüşür.

X-ışınlarının diyagnostik radyolojide kullanılmalarını sağlayan temel özellik, dokuyu geçebilme yetenekleridir. Flouresans ve fotografik özellikleri ise görüntünün elde edilmesini sağlar.

İnsan vücudunun değişik atom ağırlığında ve değişik kalınlık ve yoğunlukta dokulardan yapıldığından, x-ışınının absorbsiyonu da farklı olacaktır. Farklı absorbsiyon ve girginlik sonucu, röntgen filmi (röntgenogram) üzerine değişik oranlarda düşen x-ışınları geçtikleri vücut parçasının bir görüntüsünü oluştururlar. Bu görüntü, siyahtan (film üzerine düşen ışın fazla) beyaza (film üzerine düşen ışın az) kadar değişen gri tonlardan oluşur.

Röntgenogramlarda Görüntü Oluşumu:

Vücudu geçen x-ışınları, üzerine gümüş bromür (AgBr) emülsiyonu sürülmüş plastik bir yapraktan ibaret olan röntgen filmi üzerine, ya doğrudan ya da Flouresans özellikteki bir levha aracığıyla, ultraviole ışığı şeklinde düşürülür. Görülebilir ışığın fotoğraf plağında yaptığı değişiklikten farksız olan etki, x-ışını veya ultraviole ışığı alan AgBr moleküllerindeki bağların gevşemesidir. Böyle bir film bazı kimyasal solüsyonlarla karşılaştırılırsa, etkilenen moleküllerdeki gümüş ve brom birbirlerinden kolayca ayrılır. Tek kalan gümüş oksitlenerek röntgenogramlar üzerindeki siyah kesimleri oluşturur. Işın düşmemiş bölgelerdeki gümüş bromür molekülleri ise film üzerinden alınır ve beyaz olan plastik baz ortaya çıkar. Bu işleme “film processing” (film banyosu) adı verilir. Yani kısaca röntgenogramlardaki görüntü, okside olmuş gümüş tarafından oluşturulmaktadır.

 

Gümüş bromür görüntülerinin elde edildiği bu yönteme konvansiyonel röntgen, vücudu geçen x-ışınlarının dedektörlerle ölçülerek görüntünün bilgisayar aracılığı ile katot tüpünde oluşturulduğu yönteme ise dijital röntgen adı verilir.

Konvansiyonel Röntgen:

Konvansiyonel röntgende de radyoskopi (fluoroskopi) ve radyografi olmak üzere iki temel yöntem vardır.

1)Radyoskopi (Fluoroskopi): Radyolojinin en eski ve en temel bölümlerinden biridir. Bu yöntemde hasta x-ışını kaynağı ile flüoresans ekran arasındadır. Hastayı geçen x-ışınları bu ekran üzerinde bir görüntü (imaj) oluştururlar. Bu görüntünün izlenebilmesi için gözün karanlığa uyumu gereklidir. Fakat görüntünün aydınlıkta görülmesini sağlayan görüntü kuvvetlendirici aygıtlar geliştirilmiştir. Görüntü kuvvetlendiriciler daha az x-ışını kullanılmasını sağlayarak hastanın ve hekimin aldığı ışın dozunun azaltırlar. Bu aygıtlar aracılığıyla görüntü kapalı devre bir televizyon ekranında izlenebilir. Fluoroskopik incelemede diyafram gibi hareketli organlar izlenerek tanıya varılabilinir. Ayrıca, mide düodenum incelenmesinde olduğu gibi, izlenen bölümün radyografisi de yapılabilir. Günümüzde yaygın olarak sindirim sistemi, idrar yolları ve vücudun daha birçok bölümünün incelenmesinde kullanılmaktadır. Normal filmlerde görülemeyen yapılar kontrast madde denilen ilaçlarla boyanarak görünür. Kontrast maddeler baryum ve iyot gibi radyoopak maddeler içeren ilaçlardır. Bu ilaçlar, uygulanacak incelemenin türüne göre, hastaya içirilerek, lavman yapılarak, idrar sondası yoluyla veya enjeksiyonla verilir. Kontrast madde verilmesinin takiben incelenen organ doktor tarafından ekranda izlenerek çeşitli pozisyonlarda filmler çekilir. Hasta, inceleme sırasında az miktarda radyasyon alır. Ancak bu tetkiklerin faydası, az miktardaki radyasyonun zararları yanında çok fazladır. Çekimi yapan doktor ve teknisyenler, radyasyona her gün maruz kalmamak için koruyucu bir bölmenin arkasında oturarak veya kurşun önlük giyerek kendilerinin korurlar.Görüntü kuvvetlendiricilere bir film alma aygıtı bağlanarak organların hareketlerinin kaydedilmesine ise Sine-radyografi adı verilir. Bu yöntem en sık anjikardiyografide ve yutma fonksiyonlarının izlenmesinde kullanılır.

Radyoskopi Aygıtları: Radyoskopi aygıtlarında dinamik bir görüntü elde etmenin yanı sıra röntgen filmine görüntü alınabilmesi de mümkündür. Bu özellikleri nedeniyle radyoskopi aygıtları daha çok hareketli organ incelemelerinde ve kontrastlı incelemelerde kullanılmaktadır. Bu tür incelemeleri mümkün kılmak için cihazlarda hasta masası, ayakta, yarı yatar, yatar ve baş aşağı pozisyonlara getirilebilmektedir.

 

Bu cihazlarda insan gözünün çok duyarlı olduğu sarı-yeşil ışık salan çinko sülfit fosfor kullanılmaktadır. Modern radyoskopi aygıtlarında görüntü kuvvetlendiricilerin kullanılması sayesinde bu sorun aşılmıştır. Bu cihazlarda oluşturulan görüntü, video sinyaline dönüştürülür ve TV monitöründe izlenebildiği gibi video kaydı da yapılabilir.

2)Radyografi: Bu yöntemle hastayı geçen x-ışınları bir röntgen filmi üzerine düşürülerek görüntü elde edilir. Üzerinde görüntü oluşmuş röntgen filmine radyogram ya da daha doğru bir deyimle röntgenogram denir. Radyografi ya incelenecek bölgeden doğrudan x-ışını geçirilerek (düz radyografi) ya da incelenecek yapının içine veya çevresine kontrast madde verdikten sonra x-ışını geçirerek (kontrastlı radyografi) yapılır. Radyografinin değişik amaçlar için kullanılan değişik tekniklerin uygulandığı birçok şekli vardır. Bunların en önemlisi tomografidir.

Röntgenomlarda x-ışını kaynağı ile film arasındaki objenin tüm kalınlığı, tek palan üzerinde iki boyutlu olarak görülür. Dolayısıyla organizmanın değişik düzeylerdeki yapılarının görüntüleri üst üste düşer(süperimpozisyon). Tomografide bu süperimpozisyon kaldırılarak istenen vücut kesiti incelenebilir.

Radyografi Aygıtları:

Radyografi ile yapılan işlem statik bir görüntülemedir. Sadece röntgen filmine görüntü alınabilir. Radyografi masalar yalnız yatar pozisyonda inceleme yapabilmektedir. Masa sabit olabileceği gibi yüzer masalarda, ışının istenilen yüzeye verilebilmesi için, masa yatay hareket ettirilebilir. Masa, düşük absorbsiyon özelliği olan sağlam maddeden yapılır.

Dijital Röntgen

Konvansiyonel röntgendeki gümüş bromür analog bir görüntüdür. Analog görüntüde gri renklerin değişimi kesintisizdir. Nümerik bir ölçek oluşturulursa analog bir görüntü dijitale çevrilebilir. Dijitalizasyon, analog görüntünün çok küçük resim elemanlarına bölünerek (piksel) sayısal olarak değerlendirilmesi ile yapılır. Bu sayısal değerlerin gri bir ölçekte karşılıkları olan gri ton bulunarak görüntü oluşturulur. Röntgenogramların dijitalizasyonu demek olan bu işlemin pratik bir yararı yoktur.

 

Dijital radyografide vücudu geçen x-ışınları ya detektör zinciriyle ya da görüntü plağı ile veya da fluoroskopi ekranının dijitalizasyonu ile saptanarak, görüntüler bilgisayar aracılığı ile oluşturulur. Dijitalizasyonun röntgen filmini ortadan kaldırması arşiv sorununa da çözüm getirmektedir. Dijital röntgen, konvansiyonel röntgene göre daha kolay işlemler içerir. Teknik ustalığa gerek yoktur. Film banyo işlemi yoktur. İşlem süresi kısadır. Alınan ışının dozu azaltılmıştır. Maliyeti düşüktür.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Ultrases

2/8/2007 · Kategori: Bilim > Fizik

 

Ses bilgisi: Ses bir mekanik dalgadır. Ses verebilen herhangi bir sisteme ses kaynağı, ses kaynaklarının ses vermekteyken yaptıkları hareketlere ses titreşimleri, bu hareketlerde bir tam titreşim süresine ses titreşimin periyodu ve saniyedeki devir sayısına sesin frekansı (sıklığı) denir.

Ses bir titreşim hareketinden meydana gelir. Bunun tersi ise her zaman doğru değildir. Yani her titreşim hareketi muhakkak bir ses meydana getirmez.

Ses dört kategoride sınıflandırılabilir:

—İnfrases (infrasound): Frekansı 0 ile 20Hz arasındadır.

—Duyulabilir ses (Audible sound): Frekansı 20Hz ile 20000Hz (20kHz) arasındadır.

—Ultrases (Ultrasound): Frekansı 20000Hz ile 1GHz (10^9Hz) arasındadır.

—Hiperses: 10^9Hz’den yukarı olan sestir.

Ses dalgalarının hızı ortamın sıkışabilirliği ve yoğunluğuna bağlıdır. Az sıkışabilir madde sesi daha hızlı iletir. Buna göre ses en hızlı katılarda en yavaş gazlar içerisinde iletilir. Havadaki ses hızı ortalama olarak 331m/s’ dir.

Ultrasesin Üretilmesi

Ultrases üretiminde bir teli, bir zarı titreştirmek gibi işitilebilir ses üretim yöntemlerine benzer birçok mekanik yöntem olmasına rağmen ultrases üretiminde piezoelektrik olaylardan yararlanılır. Piezoelektrik olay basitçe, üzerine mekanik bir basınç uygulanan bazı kristal ve seramik malzemelerde bir elektriksel gerilimin oluşması anlamına gelir. Malzeme genişleyip daralarak titreşir ve ses oluşturur. Piezoelektrik olay çift yönlüdür; Ters piezoelektrik olayla ultrases elde edilir, sistem verici olarak kullanılır. Normal piezoelektrik olayla ultrases algılanır, sistem alıcı olarak kullanılır. Elektrik enerjisini mekanik enerjiye, mekanik enerjiyi elektrik enerjisine çeviren aletlere Transduser denir.

Ultrasonik Muayene Yöntemleri

Farklı akustik dirence sahip iki ortamın oluşturduğu arakesite varan bir ultrasonik dalga kısmen ikinci ortama geçer. Ultrasonik muayene ile malzeme içinde farklı akustik dirençli bir hatanın saptanmasında, ses dalgasının yansıyan veya geçen kısmının ölçülmesi esasına dayanan iki farklı test yöntemi kullanılır.

1) Puls-Eko (yankı) yöntemi: Bu yöntemde hatanın belirlenmesi, ultrasonik dalganın yansıyan kısmının kullanılmasıyla gerçekleştirilir. Burada bir Transduser hem alıcı hem de verici olarak görev yapar. Çok kısa elektrik pulslarının transdusere uygulanmasıyla üretilen ultrasonik dalga malzeme içine gönderilir. Dalga malzeme içinde ilerlerken aynı transduser alıcı olarak çalışmaya başlar. Arka cidardan yansıyan ultrasonik dalga transdusere ulaştığında mekanik titreşimler elektrik pulslarına dönüştürülür. Bu şekilde ultrasonik dalgaların azalan genlikte malzeme içinde yansımalarıyla Ekranda bir dizi ardışık arka cidar yankıları elde edilir. Yankılar arasındaki geçen zaman aralığı Katot ışınları tüpü ekranında ölçülebildiğinden, yatay skaladan hatanın yeri, düşey skaladan da hata büyüklüğü ve derinliği hakkında bilgi elde edinilebilir.

puls-eko.jpg - 5.97 KB

Puls-eko yönteminde hata saptanması

2) Doğrudan iletim yöntemi: Bu yöntemde ise test parçasının bir yüzüne verici transduser, diğer yüzüne ise alıcı transduser yerleştirilerek ultrasonik dalgalar malzeme içine gönderilir. Nüfuz ederek malzemeyi geçen dalga huzmesinin genliği ölçülür. Böylece malzemenin içyapısı hakkında bilgi edinilir. Bu yöntemle hatanın yüzey derinliği tayin edilemez.

ULTRASESİN ETKİLERİ

Fiziksel etkileri:

a)Kabarcık oluşumu: Yeterince büyük şiddetli ultrases dalgaları sıvılarda kabarcıklanma yaratır. Bu yol ile sıvı içinde bulunan katı cisimciklerin ve bakterilerin parçalanması sağlanır.

b)Isı etkisi: Farklı ortamlarda ve farklı ultrases dalgaları ile yapılan deneyler, ses titreşim enerjisinin ısı enerjisine dönüştüğünü ve ortamın ısındığını göstermiştir.

c)Sis oluşumu: Bir sıvı içinde ilerleyen şiddetli bir ultrases dalgası hava-sıvı sınırında yansıdığı zaman sıvı molekülleri püskürür ve sıvı yüzeyinde bir sis tabakası gözlenir.

d)Gazdan arıtma: Bazı durumlarda katı ve sıvı içinde çözünmüş bulunan gazların arıtılması gerekebilir. Bu amaçla gazdan arıtılmak istenen madde ultrasese tabi tutulur.

Kimyasal etkileri:

Reaksiyon hızlanması, oksitlenme, bileşim bozulması, kristallenme, kaynama sıcaklığı değişmesi, molekül zincirlerinin parçalanması…

Biyolojik etkileri:

a)Isı etkisi: Ultrasese maruz kalmış bir organın sıcaklığının arttığı gözlemlenir.

b)Mikro masaj etkisi: Ultrases bir organda yayılırken hücre grupları periyodik basınç değişimine maruz kalır. Bu olaya sesin mikro masaj etkisi denir.

c)Elektriksel etkisi: Bazı protein veya selüloz molekülleri gibi iri biyolojik moleküller piezoelektrik olayı gösterirler. Ultrasesin oluşturduğu basınç değişimi iri biyolojik parçacıkların elektriksel kutuplanmasına yol açar.

d)İvme etkisi: Ultrases titreşimini alan bir ortam parçacığı oldukça büyük mekanik ivme ile titreşir.

Ultrasesin Kullanım Alanları

Sanayide Kullanımı:

—Metalleri ince toz haline getirmek.

—Çok ince tanecikli fotoğraf emülsiyonları hazırlamak.

—Cıva, altın.. vs‘i gaz ve sıvılarda süspansiyon haline getirmek.

—Özel metal alaşımları yapmak.

—Gaz karışımlarından gazları ayırmak.

—Fabrikaların kirli gaz ve suları içinde süspansiyon halinde bulunan maddeleri çökerterek kurtarmak.

—Fabrika bacalarından çıkan gazları temizleyerek çevre havasının kirlenmesini önlemek.

—Tekstil, metal kaplama, saatçilik gibi aşırı temizlik isteyen sanayi kollarında temizleme işlemini yapmak.

—Meşrubat sanayinde şarabı eskitmek, birayı yabancı mayalardan arıtmak, şuruplarda enzimleri glikoz gibi diğer ürünlere dönüştürmek, sütü sterilize etmek.

—Sert maddeleri delmek ve işlemek üzere ultrasesli matkaplar yapmak.

—Elektrik ve elektrik sanayisinde ultrasesli kaynak makineleri, elektronik geciktirme kanalları yapmak.

—Dökümcülükte erimiş metalleri gazdan arıtmak, kristal büyümesini kontrol etmek.

—Ultrasesli hızölçerleri yapmak.

—Ultrasonik çamaşır ve bulaşık makineleri.

—Deniz dibi haritalarını çıkarmakta kullanılan Sonar Cihazları ve Denizaltı gemilerin çevrelerini kontrol etmek için kullandıkları aletler ultrasonik dalgalarla çalışan bir cins radardır.

—Deniz yolu ile ihracat esnasında uzun süreli depolamalarda meyve ve sebzelerin olgunluğu, tahribatsız olarak, ultrases ile yapılır.

Tıpta Kullanımı:

Ultrases (ultrason) cihazları tıpta yaygın olarak kullanılan ve doktorların ilk başvurduğu teşhis etme cihazıdır. Genelde tıpta kullanılan ultrases cihazı puls-eko ve Doppler kayması yöntemine dayanır. Ultrases cihazlarının kullanıldığı yönteme “ultrasonografi” denir. Ultrasonografi, yumuşak dokuları inceleyen bir metoddur. Morfolojik bilgiler verir. Sıvı-katı ayrımını çok iyi yapar. Sesin frekansı, dokunun absorbsiyon katsayısı ve dokunun kalınlığı ile doğru orantılıdır. Suyun absorbsiyon katsayısı çok düşük, kemiğin ise çok yüksektir. Bu nedenle ses sıvılardan zayıflamadan geçer.

ultrasoundchz.jpg - 15.02 KB

Ultrases cihazının iki ana parçası vardır; ana ünite ve transduser. Tetkik esnasında incelenen vücut alanına konan parça transduserdir. Transduserden çıkan ses dalgaları vücut içinde yansır ve tekrar transdusere gelir, buradan da ekrana görüntü aktarılır. Oluşan görüntüye “sonogram” denir.

Ultrases metoduyla genelde yumuşak doku olan karaciğer, dalak, pankreas, böbrekler incelenir. Ayrıca hamile bayanlarda fetüs gelişimi ultrases ile takip edilir.

Buna karşılık kemik gibi absorbsiyon katsayısı yüksek ve akciğer gibi hava içeren organlarda yeterli veri elde edilemez.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Fiber Optik Kablolar

2/8/2007 · Kategori: Bilim > Fizik

 

Optik iletişimde ışık sinyallerini bir yerden başka bir yere yönelten araçlar optik fiberlerdir. Optik fiberler son derece saydam camdan veya plastikten yapılır. Genellikle çapları 0,125mm ve 0,5mm’dir.

Işığı optik fiberde yönlendirmek, ışığın farklı ortamlarda hareket etmesine benzer. Işık boşlukta 300000km/s hızla, daha yoğun bir maddeden geçerken daha yavaş hareket eder. Yavaşlama derecesi ışığın boşluktaki hızının bir madde içindeki hızına bölünmesiyle elde edilen kırılma oranı ile ölçülür. Bir cam fiberin kırılma indisi 1,5 tur. Bu da ışığı saniyede 200000km’lik bir hızla taşıyabileceği anlamına gelir. Fiber optikte ışık içten tam yansıma ile iletilir.

180px-Fibreoptic.jpg - 8.72 KB

İlk cam fiberler 1887 yılında Charles Vernon Boys tarafından yapıldı. Ancak kaplamalı optik fiberler 1950’li yıllarda görüntü iletme amacıyla yapıldı.

Fiber optiklerin en geniş kullanım alanı telekomünikasyondur. Bir tek fiber görsel sinyali ileticiden alıcıya taşır. Sinyali, telefonlar, televizyonlar ve bilgisayar iletişimleri için tellerden daha uzağa ve daha hızlı bir biçimde yükseltmeye (amlifikasyona) gerek kalmaksızın iletir.

1970’li yılların sonlarında mühendisler ticari telefon ağları için fiber optik bileşenleri geliştirdiler. Günümüzde birçok şirket şebeke merkezleri arasındaki pek çok telefon sinyalini iletmek için fiber optik kullanmayı tercih ediyor.

Fiberin Kısımları

Her fiber üç kısma sahiptir: nüve, kaplama, kılıf.

Nüve: ışık sinyalini taşıyan kısımdır.

Kaplama: nüveden farklı bir kırılma indisine sahip olan ve nüveyi dıştan kaplayan cam tabakasıdır. Işığın nüve içinde içten tam yansıma yaparak ilerlemesini sağlar.

Kılıf: fiberi aşınma, baskı ve kimyasallardan koruyan poliüretan bir cekettir.

fiber.jpg - 48.87 KB

Fiberde İletim

Optik fiberlerin çoğu özel bir camdan son derece saf silikondiyoksitten yapılır. Kırılma oranını değiştirmek için çok az miktarda germanyum ya da bor gibi başka maddeler de katılır.

Fiber optik kabloların çapı ortalama 1,27cm’dir. Kabloda her biri 12 fiber içeren iki şerit vardır. Yani her kabloda 24 fiber vardır. Tek bir fiber 672 ses sinyali taşıyabilir. Tek bir kablo 24*672 ses sinyali taşıyabilir.

Optik haberleşmede kaynak olarak kullanılan ışık elektromanyetik radyasyonun görünmeyen kısımlarını kapsar. Bugün fiber optik haberleşme sistemlerinde kızılötesi ışınlar bölgesine düşen 0,85μm, 1,33μm, 1,55μm dalgaboylarında ışık kullanılır. Görünür ve morötesi ışıklar büyük kayıplar nedeniyle fiber optik sistemler için pratik değildir.

Optik iletişim sisteminde bir iletici, optik fiberin kanalize edeceği bir optik sinyali harekete geçirir. Fiber, sinyali gideceği yere iletir. Orada bir alıcı, optik girdiyi, sisteme bağlı olan aletin gerektirdiği elektrik formata çevirir. Optik sinyali harekete geçirmek için ileticinin elektrik sinyallerini ışığa çevirmesi gerekir. Elektriksel sinyal ileticinin içindeki devreleri denetler, iletici de yarı iletken lazer gibi, ışık yayan yarı iletken cihazlardan geçen akımı denetler. Bu araçtan geçen akımın miktarı, üretilecek ışığın miktarını denetler.

Işık iletişim sistemlerinde sinyali iletmek için çeşitli yollar kullanılabilir. En basiti analog sistemleridir. Burada gelen sinyalin genliği direk ışığın şiddeti olarak fiber optiğe iletilir. Fotodedektör (kaydedici) sayesinde değişken ışık şiddeti elektrik sinyallerine karşılık getirilir ve bu sinyaller orijinal dalga şeklini meydana getirecek şekilde yükseltilir. İletim esnasında sinyallerin dayanıklılığı mesafeyle orantılı olarak azalacaktır, sinyaller bozulacaktır. Bu nedenle dijital kod sistemi kullanılır. Giriş dalgasının frekansı veya genliği düzenli aralıklar kullanılarak elektronik olarak örneklenebilir. Hassas bir gösterim elde etmek için dalgalar kendi en yüksek frekans bileşenlerinin iki katı oranında örneklenmelidir. Örneğin frekansı 4000Hz olan bir ses sinyalinin frekansı 8000Hz olmalıdır. Tek bir örnek yüksekliği ikili sistemde 1 veya 0 olarak kodlanır. 1 puls olarak, 0 pulsun yokluğu olarak görülür. Tipik bir ses her örnek noktasındaki dalga şeklinin yüksekliği 0 ile 255 arasındaki değerle gösterilir. Bunun için 8 tane dijitale ihtiyaç vardır. (2^8=256’dır.) 1 sn süren ses dalgası için sistemde 64000 bite ihtiyaç vardır. Dijital modülasyonda kullanılan cihaz, analog modülasyonda kullanılandan çok daha karmaşıktır.

Çeşitli fiber optik kablolar:

cables.jpg - 39.08 KB

Fiber Optiğin Özellikleri

Bilgi taşıyıcısı olarak ışığın kullanıldığı iletişim sistemleri son zamanlarda oldukça ilgi görmektedir. Örneğin evlerimize elektrik ileten kalın tellerin direnci düşük olmasına rağmen saniyede 50Hz’den daha hızlı bilgi taşıyamazlar. Optik fiberlerde ise bu rakam 200000Hz civarına kadar çıkabilir. Optik fiberler fazla güç harcamadan büyük miktarda bilgi taşıyabilir. Düşük kayıplı iletim ortamı sağlaması nedeniyle özellikle ses iletiminde önemli bir uygulama alanı bulmuştur.

Avantajları:

—Elektriksel iletkenlikleri yoktur.

—Elektromanyetik darbelerden ve nükleer silahlardan etkilenmezler.

—Radyoaktif ışınımlara karşı dayanıklıdır.

—Fiziksel boyutları küçük ve hafiftirler.

—Bir tek lif içinden dört ayrı dalgaboyunda iletişim yapılarak kanal kapasitesi dört kat arttırılabilir.

—Yerel ağ şebekelerinde tek bir fiber üzerinden aynı anda TV, telefon, internet… hizmetleri iletilebilir.

—Kaçak olarak girilemez.

—Dışarıdan dinlenmesi imkânsız olduğundan özellikle askeri amaçlı iletişimin vazgeçilmez aracıdır.

—Tekrarlayıcılar arası mesafe yüksektir.

—Topraklama problemi yoktur, yıldırımdan etkilenmez.

—Dış şartlara karşı dayanıklıdır. (radyasyon, yağmur, aşırı sıcaklık..)

—Sağlam izolasyona sahiptir.

—Kanal başına maliyeti düşüktür.

—900 çift bakır tel yerine 6 çift fiber optik kablo yeterlidir.

—Ham maddesi sınırsızdır. (toprak)

Dezavantajları:

—Uç uca eklemek kolay değildir.

—Ek bakım titizliği ister.

—Henüz yerel dağıtım şebekelerinde cazip değildir.

—Henüz standartlaşma yoktur.

—Ekonomik yönden düşününce fiber optik iletişimi daha pahalıdır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

İzafiyet Teorisi nedir

2/8/2007 · Kategori: Bilim > Fizik

 

Tam Türkçesi ”Görecelik Teorisi” olan izafiyet teorisi üç bölüme ayrılır.Bir bölümü çeşitli hızlardaki araölar veya maddelerde geçen zamanın, uzay-zaman içinde değişik konumlarda bulunan gözlemcilere göre ”göreceli” olduğunu varsayan bir teoridir.Ünlü fizikçi Einstein, sonlu ve eğrisel olduğunu düşündüğü evrenin dört boyutlu olduğunu, dördüncü boyutun zaman olduğunu ileri sürmüştü.Mesela ışık hızına yakın bir süratle giden bir uzay gemisini, dünyada ikizi bulunan birinin kullandığını varsayalım.10 yıllık bir seyahate çıkıp dünyaya geri döndüğünde, uzay gemisini kullanan ikiz, dünyada kendisini bekleyen ikizinden daha genç olarak dünyaya ayak basacaktır.Uzay gemisini kullanan ikiz ışık hızına yakın bir süratle hareket ettiği için, onun saatiyle on yıl , dünyadaki kardeşinin saatiyle 15-20 yıl olabilecektir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »